İstirdat Davası Nedir? Şartları, Süresi, Görevli Mahkeme ve Dava Süreci

İstirdat davası, borçlu olmadığı hâlde icra takibi nedeniyle ödeme yapmak zorunda kalan kişinin, ödediği parayı geri almak için açtığı davadır. 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 72. maddesinde (İİK 72) düzenlenen bu dava, borçlunun cebri icra tehdidi altında yaptığı ödemenin iadesini talep etmesini sağlar. Davanın şartları, bir yıllık açılma süresi, görevli mahkeme, arabuluculuk zorunluluğu ve sebepsiz zenginleşme davasından farkı, hukuki yolunu belirlemek isteyenler için önemlidir. Özellikle kanuni sürelerin kaçırılması hak kaybına yol açabileceğinden, somut olayın gecikmeden değerlendirilmesi gerekir.

Yazar: Avukat Muhammed Erdağ
Son güncelleme: 14 Ekim 2026

Hukuki bilgilendirme: Bu makale genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır. Her uyuşmazlık, kendi koşulları ve ilgili mevzuat çerçevesinde ayrıca değerlendirilmelidir.

İstirdat Ne Demek?

İstirdat, Arapça kökenli bir kelime olup geri alma veya geri isteme anlamına gelir. Hukuk dilinde ise daha önce verilmiş ya da ödenmiş bir şeyin geri alınmasını ifade eder. Bu nedenle istirdat davası, günlük kullanımda geri alma davası veya geri isteme davası olarak da açıklanabilir.

İstirdat Davası Nedir? Ödenen Paranın İadesi
İstirdat Davası Nedir? Ödenen Paranın İadesi

İstirdat Davası Nedir?

İstirdat davası, icra takibi sonucunda borçlu olmadığı bir parayı ödemek zorunda kalan kişinin, ödediği tutarın kendisine geri verilmesini istemek amacıyla açtığı davadır. Bu dava, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 72. maddesinde düzenlenir.

Davacı, ödediği paranın kendisine iade edilmesini isteyen kişidir. Davalı ise kural olarak parayı tahsil eden alacaklıdır. Davanın amacı, gerçekte borçlu olunmayan bir tutarın icra takibi nedeniyle ödenmiş olmasının doğurduğu mağduriyeti gidermektir.

Borçlu olduğunu düşünmediği hâlde hakkında icra takibi başlatılan kişi, koşulları varsa ödeme yapmadan önce menfi tespit davasıyla borçlu olmadığının belirlenmesini isteyebilir. Ancak borç ödenmişse veya menfi tespit davası sırasında icra veznesindeki paranın alacaklıya verilmesini önleyecek tedbir alınmamışsa, kanunda öngörülen koşullar çerçevesinde istirdat yoluna başvurulabilir.

Burada önemli olan, yalnızca bir paranın haksız yere ödendiğini ileri sürmek değildir. Ödemenin hangi koşullarda yapıldığı, icra takibiyle bağlantısı ve talebin hangi hukuki nedene dayandığı da değerlendirilmelidir. Bu ayrım, doğru dava türünün belirlenmesi bakımından önem taşır.

İstirdat Davasının Hukuki Dayanağı

Bu davanın temel hukuki dayanağı, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 72. maddesidir. Maddenin ilgili hükümleri, borçlu olmadığını ileri süren kişinin hangi koşullarda menfi tespit veya istirdat davası açabileceğini düzenler.

İİK m. 72/6’da şu hüküm yer alır:

“Borçlu, menfi tespit davası zımmında tedbir kararı almamış ve borç da ödenmiş olursa, davaya istirdat davası olarak devam edilir.”

Bu hüküm, menfi tespit davası devam ederken borcun ödenmesi durumunda önem kazanır. Mahkemece icra veznesindeki paranın alacaklıya verilmesini önleyen bir tedbir kararı alınmamış ve borç ödenmişse, mevcut davaya istirdat davası olarak devam edilir. Böylece borçlu, aynı uyuşmazlık nedeniyle yeniden dava açmak zorunda kalmadan ödediği paranın iadesini talep edebilir.

İİK m. 72/7 ise doğrudan istirdat davası açılmasına ilişkindir. Hükme göre, takibe itiraz etmemesi veya itirazının kaldırılması nedeniyle borçlu olmadığı bir parayı tamamen ödemek zorunda kalan kişi, ödeme tarihinden itibaren bir yıl içinde mahkemeye başvurarak parasının geri verilmesini isteyebilir.

Aynı maddenin son cümlesi ispat yükünü de düzenler: “Davacı istirdat davasında yalnız paranın verilmesi lazım gelmediğini ispata mecburdur.”

Bu düzenleme uyarınca davacı, ödediği parayı vermek zorunda olmadığını ortaya koymalıdır. Uygulamada icra dosyası, ödeme kayıtları, sözleşmeler ve borcun bulunmadığını gösteren diğer belgeler bu değerlendirmede önem taşır.

İstirdat Davası Hangi Durumlarda Açılır?

İstirdat, borçlu olmadığı bir parayı icra takibi nedeniyle ödemek zorunda kalan kişinin, ödediği tutarı geri almak istemesi durumunda gündeme gelir. Örneğin:

  • Gerçekte mevcut olmayan bir borç için ödeme yapılması: Kişi, kendisine ait olmayan veya daha önce sona ermiş bir borç nedeniyle başlatılan icra takibinde ödeme yapmak zorunda kalabilir. Borçlu olunmadığı ve kanuni koşulların oluştuğu ortaya konulabilirse istirdat davası açılması değerlendirilebilir.
  • İtiraz edilmeyen icra takibi nedeniyle ödeme yapılması: Borçlu, ödeme emrine süresinde itiraz etmediği için takip kesinleşebilir ve borcu ödemek zorunda kalabilir. Sonradan borcun gerçekte bulunmadığı anlaşılırsa, İİK m. 72 kapsamında istirdat davası gündeme gelebilir.
  • İtirazın kaldırılmasından sonra ödeme yapılması: Borçlunun itirazı kaldırıldıktan sonra borçlu olmadığı bir tutarı ödemek zorunda kalması hâlinde de bu dava söz konusu olabilir.

Bununla birlikte, her haksız ödeme istirdat davasına konu olmaz. Örneğin, icra takibi kapsamında yapılmayan fazla kira ödemelerinin iadesi talebi, sırf dilekçede istirdat olarak adlandırıldığı için İİK m. 72 kapsamına girmez. Nitekim Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 5 Mayıs 2026 tarihli, 2026/3039 E. ve 2026/2767 K. sayılı kararında, fazla ödenen kira bedellerinin iadesine ilişkin talebin genel hükümlere göre incelenmesi gerektiği belirtilmiştir.

Karşılıksız çek nedeniyle başlatılan icra takibinde, gerçekte borçlu olunmadığı hâlde ödeme yapılması durumunda, kanuni şartlar sağlanıyorsa istirdat davası gündeme gelebilir. Karşılıksız çekin hukuki sonuçları ve bu durumda başvurulabilecek yollar hakkında ayrıntılı bilgi için Karşılıksız Çek yazımızı inceleyebilirsiniz.

İstirdat Davasının Şartları

İstirdat Davasının Şartları

Dava açılabilmesi için yalnızca bir ödeme yapılmış olması yeterli değildir. Ödemenin icra takibiyle bağlantısı, davacının gerçekte borçlu olup olmadığı ve kanuni sürenin korunup korunmadığı birlikte değerlendirilmelidir.

İstirdat davası şartları temel olarak şu başlıklarda toplanabilir:

  • Ödemenin, İİK m. 72 kapsamında cebri icra tehdidiyle bağlantılı olması.
  • Ödenen paranın gerçekte borçlu olunmayan bir tutar olması.
  • Davacının, parayı vermek zorunda olmadığını ispatlayabilmesi.
  • Davanın, kanunda belirtilen bir yıllık süre içinde açılması.

Bu koşulların somut olayda nasıl gerçekleştiği, davanın kabul edilip edilmeyeceğini belirler.

Ödemenin Cebri İcra Tehdidi Altında Yapılması

Bu davanın ayırt edici özelliklerinden biri, ödemenin icra takibiyle bağlantılı olmasıdır. Kişinin borçlu olmadığı bir parayı kendi isteğiyle ödemesi, tek başına İİK m. 72 kapsamında istirdat davası açılması için yeterli değildir.

Örneğin, hakkında icra takibi başlatılan ve takibe itiraz etmeyen kişi, takip kesinleştiği için borcu ödemiş olabilir. Daha sonra borcun aslında bulunmadığını kanıtlayabilirse, diğer yasal koşullar da mevcut olmak kaydıyla istirdat davası açabilir.

Buna karşılık, icra takibi olmaksızın yapılan bir ödemenin iadesi talebi, kural olarak genel hükümlere göre değerlendirilir. Bu noktada Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 5 Mayıs 2026 tarihli, 2026/3039 E. ve 2026/2767 K. sayılı kararı yol göstericidir. Kararda, icra takibi kesinleşmeden ve cebri icra tehdidi altında yapılmadan ödenen fazla kira bedellerinin iadesi isteminin İİK m. 72 anlamında istirdat davası olarak nitelendirilemeyeceği, talebin genel hükümlere göre incelenmesi gerektiği belirtilmiştir.

Dolayısıyla, tüketici uyuşmazlıklarında veya kira ilişkilerinde bir ödemenin geri istenmesi söz konusu olduğunda, öncelikle ödemenin icra takibi kapsamında yapılıp yapılmadığı belirlenmelidir. Talebin yanlış hukuki temele dayandırılması, uyuşmazlığın gereksiz yere uzamasına veya usul sorunları yaşanmasına neden olabilir.

Borçlu Olunmadığının Ortaya Konulması

İstirdat davası açan kişi, ödediği paranın tamamını veya talep ettiği bölümünü vermek zorunda olmadığını ortaya koymalıdır. Başka bir ifadeyle, ödemenin yapılmış olması tek başına yeterli değildir; ödenen tutarın gerçekte mevcut olmayan bir borca ilişkin olduğu da gösterilmelidir.

Örneğin, icra takibinde talep edilen borcun daha önce ödendiğini gösteren banka dekontları, borç ilişkisinin bulunmadığını ortaya koyan sözleşmeler veya taraflar arasındaki yazışmalar, uyuşmazlığın niteliğine göre delil olarak kullanılabilir. Hangi belgelerin yeterli olacağı, somut olayın özelliklerine ve ileri sürülen iddiaya göre değişir.

İİK m. 72, davacının yalnızca paranın verilmesinin gerekmediğini ispatlamakla yükümlü olduğunu belirtir. Bu hüküm, ispat yükünün kapsamını belirler; ancak her davada aynı delillerin yeterli olacağı anlamına gelmez.

İstirdat Davası Açılamayan Haller

Dava açılma şartları, ödemenin nasıl yapıldığına ve uyuşmazlığın hukuki niteliğine bağlıdır. Bu nedenle aşağıdaki durumlarda, somut olayın özellikleri incelenmeden doğrudan İİK m. 72 kapsamında istirdat davası açılabileceği sonucuna varılmamalıdır:

  • İcra takibinden bağımsız, gönüllü ödeme yapılması: İcra takibiyle bağlantısı bulunmayan bir ödemenin iadesi, kural olarak istirdat davası yerine genel hükümlere dayalı bir alacak veya sebepsiz zenginleşme davasının konusu olabilir.
  • Ödenen borcun gerçekte mevcut olması: Borcun hukuken geçerli olduğu ve ödenmesi gerektiği ortaya çıkarsa, sırf ödeme yapılmış olması nedeniyle istirdat talebi kabul edilmez.
  • Zamanaşımına uğramış borcun ödenmesi: Zamanaşımına uğramış bir borcun ödenmesinin geri istenip istenemeyeceği, Türk Borçlar Kanunu’nun 78. maddesi ve ödemenin yapıldığı koşullar dikkate alınarak değerlendirilmelidir. Zamanaşımı, tek başına her olayda istirdat hakkı doğurmaz.
  • Bir yıllık sürenin geçirilmesi: İİK m. 72 kapsamında öngörülen süre geçirilmişse istirdat davası bakımından ciddi bir hukuki engel ortaya çıkar. Bununla birlikte, genel hükümlere dayalı başka bir talebin bulunup bulunmadığı ayrıca değerlendirilmelidir; bu yolun her olayda açık olduğu varsayılamaz.

Ödeme emrine itiraz süresi içinde ödeme yapılmış olması da tek başına istirdat davasının kesinlikle açılamayacağı anlamına gelmez. Burada ödemenin gerçekten cebri icra tehdidi altında yapılıp yapılmadığı ve İİK m. 72’deki koşulların oluşup oluşmadığı incelenmelidir.

İstirdat Davasını Kimler Açabilir?

İstirdat davasını, İİK m. 72’de belirtilen koşullar çerçevesinde, borçlu olmadığı hâlde icra takibi nedeniyle ödeme yapmak zorunda kalan kişi açabilir. Davacı, ödediği paranın kendisine geri verilmesini talep eder; davalı ise kural olarak parayı tahsil eden alacaklıdır.

Ödemeyi bizzat borçlu yerine başka bir kişinin yapmış olması hâlinde, davayı kimin açabileceği ve iade talebinin kime yöneltileceği ayrıca değerlendirilmelidir. Aynı şekilde, ödemeyi yapan kişinin vefatı durumunda mirasçıların talepte bulunup bulunamayacağı, mirasın kapsamı ve somut hukuki ilişki dikkate alınarak belirlenir.

Dolayısıyla dava açılmadan önce icra dosyasındaki borçlu ve alacaklı sıfatları, ödeme belgeleri ve paranın kimin malvarlığından çıktığı birlikte incelenmelidir.

İstirdat Davası ile Menfi Tespit Davası Arasındaki Fark

Menfi tespit ve istirdat davası, kişinin gerçekte borçlu olmadığı bir borç nedeniyle hukuki koruma talep etmesini sağlayan, ancak farklı sonuçlara yönelen dava türleridir. Menfi tespit davasında borçlu olunmadığının tespiti, istirdat davasında ise ödenen paranın geri alınması istenir.

İki dava arasındaki temel farklar şöyledir:

KarşılaştırmaMenfi tespit davasıİstirdat davası
Temel amaçBorçlu olunmadığının tespitiÖdenen paranın geri alınması
Ödeme durumuBorç henüz ödenmemişken gündeme gelir.İİK m. 72’deki şartlar kapsamında ödeme yapılmış olmalıdır.
Hukuki dayanakİİK m. 72İİK m. 72
SüreİİK m. 72 kapsamında genel bir özel dava açma süresi öngörülmemiştir; hukuki yarar ve somut olayın koşulları önem taşır.İcra tehdidi altında yapılan ödemenin geri alınması için kural olarak ödeme tarihinden itibaren bir yıl içinde dava açılmalıdır.

Menfi tespit davası ile istirdat davası arasındaki ilişki, yalnızca bu amaç farkından ibaret değildir. Devam eden bir menfi tespit davası sırasında borcun ödenmesi hâlinde, İİK m. 72/6’daki koşullar gerçekleşmişse mevcut davaya istirdat davası olarak devam edilir.

👉 Borçlu olmadığınızın tespitini istemek için başvurulabilecek hukuki yolun şartları ve dava süreci hakkında ayrıntılı bilgi için Menfi Tespit Davası Nedir? başlıklı rehberimizi inceleyebilirsiniz.

İstirdat, İtirazın İptali ve İstihkak Davaları Karıştırılmamalı

İcra ve iflas hukukunda bazı davalar benzer süreçlerle bağlantılı olsa da amaçları ve tarafları bakımından birbirinden ayrılır:

  • İstirdat davası: Borçlu olmadığı hâlde icra takibi nedeniyle ödeme yapan kişinin, ödediği parayı geri istemesine yöneliktir.
  • İtirazın iptali davası: İcra takibine itiraz edilmesi üzerine alacaklının, itirazın iptalini ve takibin devamını sağlamak amacıyla açtığı davadır.
  • İstihkak davası: Haczedilen mal üzerinde mülkiyet veya başka bir ayni hak iddiasında bulunan kişinin, bu hakkının korunmasını amaçlayan davadır.

Bu davaların birbirine karıştırılması, yanlış hukuki yola başvurulmasına neden olabilir. Özellikle istihkak davasında tartışma haczedilen mal üzerindeki hakka, istirdat davasında ise ödenen paranın geri alınmasına ilişkindir.

👉 Alacaklı olarak takibe yapılan itirazın sonuçları ve izlenebilecek yollar hakkında itirazın iptali davası yazımıza göz atabilirsiniz.

İstirdat Davası ile Sebepsiz Zenginleşme Davası Arasındaki Fark

İstirdat davası ile sebepsiz zenginleşme davası, bir malvarlığı değerinin geri alınması bakımından benzer bir amaca hizmet edebilir. Ancak hukuki dayanakları ve uygulanma koşulları aynı değildir.

İstirdat davaları, İcra ve İflas Kanunu’nun 72. maddesinde düzenlenen özel bir dava yoludur. Sebepsiz zenginleşme ise Türk Borçlar Kanunu’nun 77. ve devamı maddelerinde düzenlenir ve haklı bir sebep olmaksızın başkasının malvarlığı veya emeği üzerinden zenginleşmenin geri verilmesini gerektirir.

Bu ayrım özellikle ödemenin icra takibi kapsamında yapılıp yapılmadığı belirlenirken önem kazanır. İcra takibiyle bağlantılı olarak cebri icra tehdidi altında yapılan ve İİK m. 72’deki koşulları taşıyan ödemenin iadesi istirdat davalarına konu olabilir. Takip dışında yapılan bir ödemenin geri istenmesinde ise olayın niteliğine göre sebepsiz zenginleşme hükümleri veya başka bir hukuki dayanak gündeme gelebilir.

Sebepsiz Zenginleşme Nedir ve Unsurları Nelerdir?

Sebepsiz zenginleşme, bir kişinin haklı bir hukuki neden olmaksızın başka bir kişinin malvarlığından veya emeğinden yararlanarak zenginleşmesidir. Türk Borçlar Kanunu’nun 77. maddesi uyarınca, bu zenginleşmenin geçerli bir sebebe dayanmaması, öngörülen koşullarda geri verme yükümlülüğünü doğurur.

Sebepsiz zenginleşme şartları değerlendirilirken genel olarak şu unsurlar üzerinde durulur:

  • Zenginleşme: Bir kişinin malvarlığında artış meydana gelmesi veya malvarlığındaki azalmanın önlenmesi.
  • Fakirleşme: Başka bir kişinin malvarlığında azalma ya da ekonomik kayıp oluşması.
  • Nedensellik bağı: Zenginleşme ile diğer kişinin malvarlığındaki kayıp arasında bağlantı bulunması.
  • Haklı sebebin bulunmaması: Zenginleşmeyi haklı kılan geçerli bir hukuki nedenin olmaması.

Örneğin, bir kişinin yanlış IBAN nedeniyle başka bir hesaba para göndermesi veya geçerli bir sözleşme bulunmadığı hâlde bir bedelin tahsil edilmesi, koşulları mevcutsa sebepsiz zenginleşme hükümlerinin uygulanmasını gündeme getirebilir.

Sebepsiz zenginleşme davasında talepte bulunan kişi, kural olarak geri verme isteminin dayandığı olguları ve zenginleşmenin koşullarını ispatlamalıdır. Faizin başlangıcı ise zenginleşenin iyiniyetli olup olmadığı ve somut olayın özellikleri gibi etkenler dikkate alınarak belirlenir.

Hangi Durumda İstirdat, Hangi Durumda Sebepsiz Zenginleşme Davası Açılır?

Hangi davanın açılacağına karar verirken yalnızca paranın geri isteniyor olması yeterli değildir. Ödemenin icra takibiyle bağlantısı, ödeme koşulları ve talebin dayandığı hukuki ilişki birlikte incelenmelidir.

  • İstirdat davası: İcra takibi nedeniyle cebri icra tehdidi altında, gerçekte borçlu olunmayan bir tutar ödenmişse ve İİK m. 72’deki diğer koşullar mevcutsa gündeme gelir.
  • Sebepsiz zenginleşme davası: İcra takibinden bağımsız yapılan bir ödeme, haklı bir sebep bulunmaması nedeniyle geri isteniyorsa, TBK m. 77 ve devamındaki hükümler uygulanabilir.
  • Başka bir hukuki sebebe dayanan iade talepleri: Sözleşmenin geçersizliği, sözleşmenin sona ermesi veya özel kanun hükümleri gibi nedenler söz konusuysa, talebin hukuki dayanağı ayrıca belirlenmelidir.

İstirdat davası açma süresinin geçirilmesi, kendiliğinden sebepsiz zenginleşme davası açılabileceği anlamına gelmez. Genel hükümlere başvurulup başvurulamayacağı, talebin gerçek hukuki niteliğine, uygulanacak özel hükümlere ve zamanaşımı koşullarına bağlıdır. Bu nedenle sırf bir yıllık süre geçtiği için davanın adını değiştirerek yeni bir dava açmak doğru bir yaklaşım değildir.

Sebepsiz Zenginleşme Zamanaşımı Süresi

Türk Borçlar Kanunu’nun 82. maddesine göre, sebepsiz zenginleşmeden doğan istem hakkı iki ve on yıllık zamanaşımı sürelerine tabidir. İki yıllık süre, hak sahibinin geri isteme hakkı bulunduğunu öğrendiği tarihten; on yıllık süre ise herhâlde zenginleşmenin gerçekleştiği tarihten itibaren hesaplanır.

Bu süreler, İİK m. 72’deki istirdat davası için öngörülen bir yıllık süreyle aynı değildir. Sebepsiz zenginleşme hükümlerine dayanılabilmesi için öncelikle uyuşmazlığın bu hükümlerin kapsamına girmesi gerekir. Somut olayda özel bir kanun hükmünün uygulanması gerekiyorsa, genel zamanaşımı sürelerine dayanılarak bu özel düzenlemenin devre dışı bırakılması mümkün olmayabilir.

İstirdat Davası Açma Süresi

İstirdat Davası Açma Süresi: 1 Yıl

İstirdat davası açma süresi, İcra ve İflas Kanunu’nun 72/7. maddesi uyarınca kural olarak ödemenin yapıldığı tarihten itibaren bir yıldır. Bu süre zamanaşımı değil, hak düşürücü süredir; mahkeme tarafından taraflar ileri sürmese bile kendiliğinden dikkate alınır. Bu nedenle istirdat davasının süresi içinde açılması büyük önem taşır.

Süre Ne Zaman Başlar?

Bir yıllık süre, borçlu olunmadığı hâlde ödenen paranın ödendiği tarihten itibaren işlemeye başlar. Ödeme taksitler hâlinde yapılmışsa Yargıtay uygulamasında kural olarak son taksitin ödeme tarihi esas alınır. Ödemelerin niteliği ve icra dosyasındaki durum, somut olayda ayrıca değerlendirilmelidir.

Süre Geçtiyse Ne Yapılabilir?

Bir yıllık sürenin geçmesi, her durumda sebepsiz zenginleşme davası açılabileceği anlamına gelmez. Genel hükümlere dayanılarak talepte bulunulup bulunulamayacağı, ödemenin hukuki sebebine ve uyuşmazlığın niteliğine göre belirlenir.

İstirdat Davası Hangi Mahkemede Açılır?

İstirdat davaları, uyuşmazlığın niteliğine göre görevli olan mahkemede açılır. Görevli mahkeme belirlenirken tarafların hukuki ilişkisi ve geri istenen ödemenin dayanağı dikkate alınır.

İstirdat Davası Görevli Mahkeme

İstirdat davasında genel görevli mahkeme asliye hukuk mahkemesidir. Ancak uyuşmazlık ticari bir davadan kaynaklanıyorsa asliye ticaret mahkemesi; tüketici işleminden kaynaklanıyorsa şartlarına göre tüketici mahkemesi görevli olabilir. Uyuşmazlığın özel bir mahkemenin görev alanına girdiği diğer durumlarda da ilgili mahkemenin görev kuralları uygulanır.

Davanın parasal değeri tek başına sulh hukuk mahkemesinin görevli olduğu anlamına gelmez. Görev, uyuşmazlığın hukuki niteliğine göre belirlenir.

İstirdat Davası Yetkili Mahkeme

İİK m. 72 uyarınca istirdat davası, takibi yapan icra dairesinin bulunduğu yer mahkemesinde veya davalının yerleşim yeri mahkemesinde açılabilir. Bu özel yetki kuralının yanında, somut uyuşmazlığa uygulanabilen genel yetki kuralları da değerlendirilmelidir.

İdareye Karşı İstirdat Davası

Haksız tahsil edilen vergi veya idari para cezası gibi kamu alacaklarının iadesinde, uyuşmazlığın niteliğine göre idari yargıda dava açılması gerekebilir. Bu tür uyuşmazlıklar, İİK m. 72 kapsamında adli yargıda açılan istirdat davasıyla aynı usule tabi değildir.

İstirdat Davasında Arabuluculuk Zorunlu mu?

İstirdat davasında arabuluculuk zorunluluğu, uyuşmazlığın ticari niteliğine bağlıdır. Ticari nitelikte olup konusu bir miktar para olan istirdat davalarında, 7445 sayılı Kanun ile yapılan değişiklik doğrultusunda 1 Eylül 2023 tarihinden itibaren dava şartı arabuluculuk uygulanır (TTK m. 5/A). Ticari nitelik taşımayan davalarda ise sırf istirdat davası olması nedeniyle arabuluculuk zorunlu değildir.

Arabuluculuğun dava şartı olduğu durumlarda, anlaşma sağlanamazsa son tutanağın dava dilekçesine eklenmesi gerekir. Arabulucuya başvurulmadan dava açılması, davanın usulden reddine yol açabilir.

Çek İstirdat Davası İİK’daki İstirdat Davasından Farklı mıdır?

Evet. İİK m. 72 kapsamındaki istirdat davası, icra takibi nedeniyle borçlu olmadığı hâlde ödeme yapan kişinin parasını geri istemesine ilişkindir. TTK m. 792 kapsamındaki çek istirdat davası ise çeki elinde bulundurmaya hakkı olmayan kişiden çekin geri alınmasını amaçlar.

Çek istirdat davasında da 1 Eylül 2023 tarihinden sonra açılan ticari uyuşmazlıklar bakımından dava şartı arabuluculuk uygulanır. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin güncel yaklaşımı doğrultusunda, çekin aynen iadesinin talep edildiği davalarda da arabuluculuk şartı aranabilmektedir.

İstirdat Davası Nasıl Açılır?

İstirdat Davası Nasıl Açılır?

İstirdat davası açmak için öncelikle icra dosyası ve ödeme belgeleri incelenmeli, davanın süresi içinde açılıp açılmadığı kontrol edilmelidir. İzlenecek yol genel olarak şöyledir:

  1. Belgeleri toplayın: Ödeme dekontlarını, ödeme emrini ve icra dosyasındaki ilgili belgeleri temin edin.
  2. Süreyi ve hukuki dayanağı kontrol edin: İİK m. 72 kapsamında istirdat davasının şartlarının oluşup oluşmadığını değerlendirin.
  3. Arabuluculuğa başvurun: Dava şartı arabuluculuk gerekiyorsa dava açmadan önce bu süreci tamamlayın.
  4. Dava dilekçesini hazırlayın: Olayları, hukuki gerekçeleri, delilleri ve talepleri açıklayın.
  5. Harç ve gider avansını yatırın: Dava için gerekli ödemeleri yapın.
  6. Dilekçeyi mahkemeye sunun: Davayı görevli ve yetkili mahkemede açın.

İstirdat Davasında Gerekli Belgeler

  • Ödeme dekontu veya makbuzu
  • İcra dosyası ve ödeme emri
  • Takip konusu borcun dayanağı olan sözleşme, fatura veya diğer belgeler
  • Borcun bulunmadığını ya da ödemenin haksız olduğunu destekleyen belgeler
  • Gerektiğinde arabuluculuk son tutanağı

İstirdat Davası Dilekçesinde Neler Bulunmalı?

İstirdat davası dilekçesinde görevli ve yetkili mahkeme, tarafların bilgileri, olayların özeti, hukuki sebepler, deliller ve sonuç-talep bölümü bulunmalıdır. Talep sonucunda, şartlarına göre ödenen paranın faiziyle iadesi ile yargılama giderleri ve vekâlet ücretinin karşı tarafa yükletilmesi istenebilir.

İstirdat davası dilekçe örneği hazırlanırken somut olayın özellikleri dikkate alınmalıdır. Her uyuşmazlıkta aynı dilekçenin kullanılması, önemli iddia ve delillerin eksik kalmasına neden olabilir.

İstirdat Davası Kısmi Dava Olarak Açılabilir mi?

Evet, şartları varsa istirdat davası kısmi dava olarak açılabilir. HMK m. 109 uyarınca bölünebilir bir alacağın yalnızca bir kısmı talep edilebilir. Ancak talep sonucunun açıkça belirlenmesi ve kısmi dava açmanın hukuki sonuçlarının dikkate alınması gerekir.

İstirdat Davasında İspat ve Deliller

İstirdat davasında deliller, ödemenin yapıldığını ve geri istenen tutarın neden borçlu olunmadan ödendiğini ortaya koymalıdır. Ödeme dekontları, icra dosyası kayıtları, sözleşmeler, faturalar, ticari defterler ve gerektiğinde bilirkişi incelemesi önem taşıyabilir.

Mahkeme, uyuşmazlığın niteliğine göre delilleri birlikte değerlendirir. Bu nedenle yalnızca ödeme yapılmış olması, paranın mutlaka geri alınabileceği anlamına gelmez.

İstirdat Davası Ne Kadar Sürer?

İstirdat davasının ne kadar süreceği, dosyanın kapsamına ve yargılama sürecine göre değişir. Dava ilk derece mahkemesinde görülür; karara karşı şartları varsa istinaf ve ardından temyiz yoluna başvurulabilir.

Tebligatların tamamlanması, bilirkişi incelemesi, uyuşmazlığın ticari niteliği ve mahkemenin iş yükü yargılama süresini etkileyebilir. Bu nedenle davanın kesin olarak kaç ay veya yıl süreceğini önceden söylemek mümkün değildir.

İstirdat Davası Kabul Edilirse Ne Olur?

Davanın kabul edilmesi hâlinde mahkeme, şartları oluşmuşsa haksız yere ödenen paranın davacıya iadesine karar verir. Faiz ve yargılama giderleri de talep, dosya kapsamı ve ilgili hukuki şartlar çerçevesinde değerlendirilir.

Ödenen Paranın Faiziyle İadesi

İstirdat davasında ödenen paranın faiziyle birlikte geri verilmesi istenebilir. Faizin başlangıç tarihi, alacaklının temerrüde düşürülüp düşürülmediğine ve uyuşmazlığın özelliklerine göre belirlenir; önceden temerrüt oluşmamışsa faiz kural olarak dava tarihinden itibaren işletilebilir. Uygulanacak faiz türü de borcun hukuki niteliğine göre değişebilir.

Davanın kabulü hâlinde yargılama giderleri ve hükmedilmesi gereken vekâlet ücreti, mahkemenin kararına göre taraflara yükletilir.

İstirdat Davasında İcra İnkâr Tazminatı Verilir mi?

Yalnızca davanın kabul edilmiş olması nedeniyle icra inkâr tazminatına hükmedilmez. Ancak menfi tespit davasının istirdat davasına dönüştüğü durumlarda, İİK m. 72’deki şartlar gerçekleşmişse haksız ve kötü niyetli takip nedeniyle en az yüzde 20 oranında tazminat talebi ayrıca değerlendirilebilir.

İstirdat Davası Açmadan Önce Dikkat Edilmesi Gerekenler

  • Ödeme kayıtlarını saklayın: Dekontlarda açıklama bulunmasına ve belgelerin okunaklı olmasına dikkat edin.
  • İcra dosyasını inceleyin: Ödemenin hangi aşamada ve hangi işlem nedeniyle yapıldığını belirleyin.
  • Doğru dava türünü seçin: Uyuşmazlığın İİK kapsamında istirdat davası mı yoksa genel hükümlere dayalı bir alacak talebi mi gerektirdiğini değerlendirin.
  • Delilleri erken toplayın: Banka kayıtları, yazışmalar ve sözleşmeler gibi belgeleri dava öncesinde bir araya getirin.
  • Hukuki talepleri açıkça belirtin: İade edilecek tutar, faiz talebi ve dayanakları dilekçede açık şekilde gösterilmelidir.

Sıkça Sorulan Sorular

İstirdat Davası Kesinleşmeden İcraya Konulabilir mi?

Kural olarak, doğrudan açılan istirdat davasında, verilen para alacağı hükmü kesinleşmeden icraya konulabilir. Ancak menfi tespit davasının devam ederken istirdat davasına dönüşmesi hâlinde, kabul kararının icrası için kesinleşme gerekir. Bu ayrım Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2018/55 E., 2020/130 K. sayılı kararında açıklanmıştır.

İstirdat Davası ile Geri Alma Davası Aynı mıdır?

İstirdat davaları, genel anlamda geri alma talebini ifade eder; ancak hukuki anlamı, paranın hangi nedenle ödendiğine göre değişebilir. Terimin açıklaması için yukarıdaki “İstirdat Ne Demek?” başlığına bakabilirsiniz.

İstirdat Davasını Kaybedersem Ne Olur?

Davanın reddedilmesi hâlinde yargılama giderleri ve karşı taraf lehine hükmedilebilecek vekâlet ücretiyle karşılaşabilirsiniz. Kararın gerekçesine ve dosyanın durumuna göre istinaf veya temyiz yoluna başvurulup başvurulamayacağı değerlendirilmelidir.

İstirdat Davasında Avukat Tutmak Zorunlu mu?

Hayır, istirdat davalarında avukat tutmak zorunlu değildir. Ancak süre, görev, yetki ve delillerle ilgili usul hataları hak kaybına yol açabileceğinden hukuki destek alınması yararlı olabilir.

Sonuç ve Hukuki Destek

İstirdat davasında hak kaybı yaşamamak için ödemenin hangi koşullarda yapıldığı, davanın doğru hukuki temele dayanıp dayanmadığı ve bir yıllık hak düşürücü süre dikkatle değerlendirilmelidir. İcra takibi nedeniyle yapılan her ödeme, kendiliğinden istirdat davalarına konu olmaz. Somut olayın özelliklerine göre istirdat davası veya genel hükümlere dayalı başka bir hukuki yol gündeme gelebilir.

İcra takibi nedeniyle ödediğiniz paranın geri alınmasını istiyorsanız, dosyanızın hukuki yönden değerlendirilmesi için Erdağ Legal Hukuk Bürosu ile iletişime geçebilirsiniz. Ön değerlendirme ve randevu için İletişim sayfamızı ziyaret edebilirsiniz.

Hukuki Uyarı

Bu yazı genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır ve hukuki danışmanlık niteliği taşımaz. Her uyuşmazlık, kendi koşulları, ilgili mevzuat ve güncel yargı kararları çerçevesinde ayrıca değerlendirilmelidir.